Ezber oynatıcısı
Ayet ayet dinleyin, tekrar sayısını seçin ve belirli bir aralığı döngüye alın.
Klavye: Boşluk oynat/duraklat · ← → önceki/sonraki ayet
✓ Arapça metin: Osmanlı hattı (Tanzil onaylı), Al Quran Cloud aracılığıyla.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
- Cüz 27 · sayfa 528
ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ ﴿١﴾
Iqtarabatis Saa'atu wsan shaqqal qamar
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
- Cüz 27 · sayfa 528
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ ﴿٢﴾
Wa iny yaraw aayatany yu'ridoo wa yaqooloo sihrum mustamirr
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
- Cüz 27 · sayfa 528
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ ﴿٣﴾
Wa kazzaboo wattaba'ooo ahwaaa'ahum; wa kullu amrim mustaqirr
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
- Cüz 27 · sayfa 528
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ ﴿٤﴾
Wa laqad jaaa'ahum minal ambaaa'i maa feehi muzdajar
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
- Cüz 27 · sayfa 528
حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ ﴿٥﴾
Hikmatum baalighatun famaa tughnin nuzur
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
- Cüz 27 · sayfa 528
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ ﴿٦﴾
Fatawalla 'anhum; yawma yad'ud daa'i ilaa shai 'in nukur
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
- Cüz 27 · sayfa 529
خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ ﴿٧﴾
khushsha'an absaaruhum yakrujoona minal ajdaasi ka annahum jaraadum muntashir
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
- Cüz 27 · sayfa 529
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ ﴿٨﴾
Muhti'eena ilad daa'i yaqoolul kafiroona haazaa yawmun 'asir
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
- Cüz 27 · sayfa 529
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ ﴿٩﴾
Kazzabat qablahum qawmu Noohin fakazzaboo 'abdanaa wa qaaloo majnoo nunw wazdujir
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
- Cüz 27 · sayfa 529
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ ﴿١٠﴾
Fada'aa Rabbahooo annee maghloobun fantasir
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
- Cüz 27 · sayfa 529
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ ﴿١١﴾
Fafatahnaaa abwaabas sa maaa'i bimaa'im munhamir
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
- Cüz 27 · sayfa 529
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ ﴿١٢﴾
Wa fajjamal arda 'uyoonan faltaqal maaa'u 'alaaa amrin qad qudir
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
- Cüz 27 · sayfa 529
وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ ﴿١٣﴾
Wa hamalnaahu 'alaa zaati alwaahinw wa dusur
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
- Cüz 27 · sayfa 529
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ ﴿١٤﴾
Tajree bi a'yuninaa jazaaa 'al liman kaana kufir
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
- Cüz 27 · sayfa 529
وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ ﴿١٥﴾
Wa laqat taraknaahaad aayatan fahal mim muddakir
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
- Cüz 27 · sayfa 529
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ﴿١٦﴾
Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Cüz 27 · sayfa 529
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ ﴿١٧﴾
Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mimmuddakir
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
- Cüz 27 · sayfa 529
كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ﴿١٨﴾
Kazzabat 'Aadun fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Cüz 27 · sayfa 529
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ ﴿١٩﴾
Innaa arsalnaa 'alaihim reehan sarsaran fee Yawmi nahsim mustamirr
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
- Cüz 27 · sayfa 529
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ ﴿٢٠﴾
Tanzi;un naasa ka anna huma'jaazu nakhlim munqa'ir
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
- Cüz 27 · sayfa 529
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ﴿٢١﴾
'Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Cüz 27 · sayfa 529
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ ﴿٢٢﴾
Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mim muddakir
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
- Cüz 27 · sayfa 529
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ﴿٢٣﴾
Kazzabat Samoodu binnuzur
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
- Cüz 27 · sayfa 529
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ ﴿٢٤﴾
Faqaalooo a-basharam minnaa waahidan nattabi'uhooo innaa izal lafee dalaalinw wa su'ur
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
- Cüz 27 · sayfa 529
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ ﴿٢٥﴾
'A-ulqiyaz zikru 'alaihi mim baininaa bal huwa kazzaabun ashir
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
- Cüz 27 · sayfa 529
سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ ﴿٢٦﴾
Sa-ya'lamoona ghadam manil kazzaabul ashir
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
- Cüz 27 · sayfa 529
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ ﴿٢٧﴾
Innaa mursilun naaqati fitnatal lahum fartaqibhum wastabir
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
- Cüz 27 · sayfa 530
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ ﴿٢٨﴾
Wa nabbi'hum annal maaa'a qismatum bainahum kullu shirbim muhtadar
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
- Cüz 27 · sayfa 530
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ﴿٢٩﴾
Fanaadaw saahibahum fata'aataa fa'aqar
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
- Cüz 27 · sayfa 530
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ﴿٣٠﴾
Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Cüz 27 · sayfa 530
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ ﴿٣١﴾
Innaaa arsalnaa 'alaihim saihatanw waahidatan fakaano kahasheemil muhtazir
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
- Cüz 27 · sayfa 530
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ ﴿٣٢﴾
Wa laqad yassarnal quraana liz zikri fahal mim muddakir
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
- Cüz 27 · sayfa 530
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ ﴿٣٣﴾
Kazzabat qawmu lootim binnuzur
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
- Cüz 27 · sayfa 530
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ ﴿٣٤﴾
Innaa arsalnaa 'alaihim haasiban illaaa aala Loot najjainaahum bisahar
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
- Cüz 27 · sayfa 530
نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ ﴿٣٥﴾
Ni'matam min 'indinaa; kazaalika najzee man shakar
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
- Cüz 27 · sayfa 530
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ ﴿٣٦﴾
Wa laqad anzarahum batshatanaa fatamaaraw binnuzur
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
- Cüz 27 · sayfa 530
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ﴿٣٧﴾
Wa laqad raawadoohu 'andaifee fatamasnaaa a'yunahum fazooqoo 'azaabee wa nuzur
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
- Cüz 27 · sayfa 530
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ ﴿٣٨﴾
Wa laqad sabbahahum bukratan 'azaabum mustaqirr
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
- Cüz 27 · sayfa 530
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ﴿٣٩﴾
Fazooqoo 'azaabee wa nuzur
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
- Cüz 27 · sayfa 530
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ ﴿٤٠﴾
Wa laqad yassarnal Quraana liz zikri fahal mim muddakir
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
- Cüz 27 · sayfa 530
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ ﴿٤١﴾
Wa laqad jaaa'a Aala Fir'awnan nuzur
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
- Cüz 27 · sayfa 530
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ ﴿٤٢﴾
Kazzaboo bi Aayaatinaa kullihaa fa akhaznaahum akhza 'azeezim muqtadir
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
- Cüz 27 · sayfa 530
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ ﴿٤٣﴾
Akuffaarukum khairum min ulaaa'ikum am lakum baraaa'atun fiz Zubur
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
- Cüz 27 · sayfa 530
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ ﴿٤٤﴾
Am yaqooloona nahnu jamee'um muntasir
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
- Cüz 27 · sayfa 530
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ﴿٤٥﴾
Sa yuhzamul jam'u wa yuwalloonad dubur
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
- Cüz 27 · sayfa 530
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ ﴿٤٦﴾
Balis Saa'atu maw'iduhum was Saa'atu adhaa wa amarr
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
- Cüz 27 · sayfa 530
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ ﴿٤٧﴾
Innal mujrimeena fee dalaalinw wa su'ur
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
- Cüz 27 · sayfa 530
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ ﴿٤٨﴾
Yawma yushaboona fin Naari'alaa wujoohimim zooqoo massa saqar
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
- Cüz 27 · sayfa 530
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ ﴿٤٩﴾
Innaa kulla shai'in khalaqnaahu biqadar
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
- Cüz 27 · sayfa 531
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ ﴿٥٠﴾
Wa maaa amrunaaa illaa waahidatun kalamhim bilbasar
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
- Cüz 27 · sayfa 531
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ ﴿٥١﴾
Wa laqad ahlaknaaa ashyaa'akum fahal mim muddakir
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
- Cüz 27 · sayfa 531
وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ ﴿٥٢﴾
Wa kullu shai'in fa'aloohu fiz Zubur
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
- Cüz 27 · sayfa 531
وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ ﴿٥٣﴾
Wa kullu sagheerinw wa kabeerim mustatar
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
- Cüz 27 · sayfa 531
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ ﴿٥٤﴾
Innal muttaqeena fee jannaatinw wa nahar
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
- Cüz 27 · sayfa 531
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ ﴿٥٥﴾
Fee maq'adi sidqin 'inda Maleekim Muqtadir
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.