Ezber oynatıcısı
Ayet ayet dinleyin, tekrar sayısını seçin ve belirli bir aralığı döngüye alın.
Klavye: Boşluk oynat/duraklat · ← → önceki/sonraki ayet
✓ Arapça metin: Osmanlı hattı (Tanzil onaylı), Al Quran Cloud aracılığıyla.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
- Juz 26 · sayfa 520
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا ﴿١﴾
Waz-zaariyaati zarwaa
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
- Juz 26 · sayfa 520
فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا ﴿٢﴾
Falhaamilaati wiqraa
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
- Juz 26 · sayfa 520
فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا ﴿٣﴾
Faljaariyaati yusraa
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
- Juz 26 · sayfa 520
فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا ﴿٤﴾
Falmuqassimaati amraa
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
- Juz 26 · sayfa 520
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ ﴿٥﴾
Innamaa too'adoona la-saadiq
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
- Juz 26 · sayfa 520
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ ﴿٦﴾
Wa innad deena la waaqi'
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
- Juz 26 · sayfa 521
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ ﴿٧﴾
Wassamaaa'i zaatil hubuk
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
- Juz 26 · sayfa 521
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ ﴿٨﴾
Innakum lafee qawlim mukhtalif
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
- Juz 26 · sayfa 521
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ ﴿٩﴾
Yu'faku 'anhu man ufik
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
- Juz 26 · sayfa 521
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ ﴿١٠﴾
Qutilal kharraasoon
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
- Juz 26 · sayfa 521
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ ﴿١١﴾
Allazeena hum fee ghamratin saahoon
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
- Juz 26 · sayfa 521
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ ﴿١٢﴾
Yas'aloona ayyaana yawmud Deen
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
- Juz 26 · sayfa 521
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ ﴿١٣﴾
Yawma hum 'alan naari yuftanoon
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
- Juz 26 · sayfa 521
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ ﴿١٤﴾
Zooqoo fitnatakum haa zal lazee kuntum bihee tas ta'jiloon
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
- Juz 26 · sayfa 521
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ ﴿١٥﴾
Innal muttaqeena fee jannaatinw wa 'uyoon
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
- Juz 26 · sayfa 521
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ ﴿١٦﴾
Aakhizeena maaa aataahum Rabbuhum; innahum kaanoo qabla zaalika muhsineen
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
- Juz 26 · sayfa 521
كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ﴿١٧﴾
kaanoo qaleelam minal laili maa yahja'oon
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
- Juz 26 · sayfa 521
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ﴿١٨﴾
Wa bilashaari hum yastaghfiroon
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
- Juz 26 · sayfa 521
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ﴿١٩﴾
Wa feee amwaalihim haqqul lissaaa'ili walmahroom
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
- Juz 26 · sayfa 521
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ ﴿٢٠﴾
Wa fil ardi aayaatul lilmooqineen
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
- Juz 26 · sayfa 521
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ ﴿٢١﴾
Wa feee anfusikum; afalaa tubsiroon
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
- Juz 26 · sayfa 521
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ﴿٢٢﴾
Wa fissamaaa'i rizqukum wa maa too'adoon
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
- Juz 26 · sayfa 521
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ ﴿٢٣﴾
Fawa Rabbis samaaa'i wal ardi innahoo lahaqqum misla maa annakum tantiqoon
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
- Juz 26 · sayfa 521
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ ﴿٢٤﴾
Hal ataaka hadeesu daifi Ibraaheemal mukrameen
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
- Juz 26 · sayfa 521
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ ﴿٢٥﴾
Iz dakhaloo 'alaihi faqaaloo salaaman qaala salaamun qawmum munkaroon
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
- Juz 26 · sayfa 521
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ ﴿٢٦﴾
Faraagha ilaaa ahlihee fajaaa'a bi'ijlin sameen
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
- Juz 26 · sayfa 521
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ﴿٢٧﴾
Faqarrabahooo ilaihim qaala alaa taakuloon
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
- Juz 26 · sayfa 521
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ ﴿٢٨﴾
Fa awjasa minhm khee fatan qaaloo laa takhaf wa bashsharoohu bighulaamin 'aleem
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
- Juz 26 · sayfa 521
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ ﴿٢٩﴾
Fa aqbalatim ra-atuhoo fee sarratin fasakkat wajhahaa wa qaalat 'ajoozun 'aqeem
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
- Juz 26 · sayfa 521
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ ﴿٣٠﴾
Qaaloo kazaaliki qaala Rabbuki innahoo huwal hakeemul 'aleem
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
- Juz 27 · sayfa 522
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ﴿٣١﴾
Qaala famaa khatbukum ayyuhal mursaloon
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
- Juz 27 · sayfa 522
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ ﴿٣٢﴾
Qaalooo innaaa ursilnaaa ilaa qawmim mujrimeen
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
- Juz 27 · sayfa 522
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ ﴿٣٣﴾
Linursila 'alaihim hijaa ratam min teen
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
- Juz 27 · sayfa 522
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ ﴿٣٤﴾
Musawwamatan 'inda rabbika lilmusrifeen
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
- Juz 27 · sayfa 522
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ﴿٣٥﴾
Fa akhrajnaa man kaana feehaa minal mu'mineen
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
- Juz 27 · sayfa 522
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ ﴿٣٦﴾
Famaa wajadnaa feehaa ghaira baitim minal muslimeen
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
- Juz 27 · sayfa 522
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ﴿٣٧﴾
Wa taraknaa feehaaa aayatal lillazeena yakhaafoonal 'azaabal aleem
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
- Juz 27 · sayfa 522
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ ﴿٣٨﴾
Wa fee Moosaaa iz arsalnaahu ilaa Fir'wna bisultaa nim mubeen
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
- Juz 27 · sayfa 522
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ ﴿٣٩﴾
Fatawalla biruknihee wa qaala saahirun aw majnoon
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
- Juz 27 · sayfa 522
فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ ﴿٤٠﴾
Fa akhaznaahu wa junoo dahoo fanabaznaahum fil yammi wa huwa muleem
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
- Juz 27 · sayfa 522
وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ ﴿٤١﴾
Wa fee 'Aadin iz arsalnaa 'alaihimur reehal'aqeem
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
- Juz 27 · sayfa 522
مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ ﴿٤٢﴾
Maa tazaru min shai'in atat 'alaihi illaa ja'alat hu karrameem
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
- Juz 27 · sayfa 522
وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ ﴿٤٣﴾
Wa fee Samooda iz qeela lahum tamatta''oo hattaa heen
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
- Juz 27 · sayfa 522
فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ ﴿٤٤﴾
Fa'ataw 'an amri Rabbihim fa akhazal humus saa'iqatu wa hum yanzuroon
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
- Juz 27 · sayfa 522
فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ ﴿٤٥﴾
Famas tataa'oo min qiyaaminw wa maa kaanoo muntasireen
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
- Juz 27 · sayfa 522
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ ﴿٤٦﴾
Wa qawma Noohim min qablu innahum kaano qawman faasiqeen
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
- Juz 27 · sayfa 522
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ﴿٤٧﴾
Wassamaaa'a banainaa haa bi aydinw wa innaa lamoosi'oon
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
- Juz 27 · sayfa 522
وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ ﴿٤٨﴾
Wal arda farashnaahaa fani'mal maahidoon
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
- Juz 27 · sayfa 522
وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿٤٩﴾
Wa min kulli shai'in khalaqnaa zawjaini la'allakum tazakkaroon
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
- Juz 27 · sayfa 522
فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ ﴿٥٠﴾
Fafirrooo ilal laahi innee lakum minhu nazeerum mubeen
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
- Juz 27 · sayfa 522
وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ ﴿٥١﴾
Wa laa taj'aloo ma'al laahi ilaahan aakhara innee lakum minhu nazeerum mubeen
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
- Juz 27 · sayfa 523
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ ﴿٥٢﴾
Kazaalika maaa atal lazeena min qablihim mir Rasoolin illaa qaaloo saahirun aw majnoon
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
- Juz 27 · sayfa 523
أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ ﴿٥٣﴾
Atawaasaw bih; bal hum qawmun taaghoon
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
- Juz 27 · sayfa 523
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ ﴿٥٤﴾
Fatawalla 'anhum famaaa anta bimaloom
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
- Juz 27 · sayfa 523
وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ﴿٥٥﴾
Wa zakkir fa innaz zikraa tanfa'ul mu'mineen
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
- Juz 27 · sayfa 523
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿٥٦﴾
Wa maa khalaqtul jinna wal insa illaa liya'budoon
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
- Juz 27 · sayfa 523
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ ﴿٥٧﴾
Maaa ureedu minhum mir rizqinw wa maaa ureedu anyyut'imoon
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
- Juz 27 · sayfa 523
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ ﴿٥٨﴾
Innal laaha Huwar Razzaaqu Zul Quwwatil Mateen
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
- Juz 27 · sayfa 523
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ﴿٥٩﴾
Fa inna lillazeena zalamoo zanoobam misla zanoobi ashaabihim falaa yasta'jiloon
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
- Juz 27 · sayfa 523
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ﴿٦٠﴾
Fawailul lillazeena kafaroo miny yawmihimul lazee yoo'adoon
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!